Loader

Mücadele Metodumuz Menhecimiz

1. İslam, mücadele dinidir. Allah yolunda verilen mücadele kulluğumuzun ve Rabbimize takdim ettiğimiz ibadetlerin bir parçasıdır. İslami bir mücadele salt siyasi örgüt zihniyetiyle değil, kulluk bilinciyle ifa edilmelidir.
2. İslami mücadele ancak cemaatleşme ile mümkündür. Cemaatleşme veya bir cemaat içinde yer alma keyfî bir durum olmayıp İslam’ın zorunlu emirlerindendir.

“…Allah’ın bana emrettiği beş şeyi ben de size emrediyorum: İşitmek, itaat etmek, cemaat olmak, hicret ve cihad.” [108]

3. Cemaatleşme iki ana temel üzere kuruludur:

a. İtikad Birliği: İslami bir yapıda yer alanların, aynı itikada sahip olmaları gerekir. İtikadın tüm detaylarında aynı olmayanlar; tamamlanmamış temelin üzerine yapı inşa etmeye çalışanlara benzerler.

b. Menhec Birliği: Mücadele metodu/menheci konusunda aynı düşünceye sahip olunması bir zarurettir. Çünkü mücadele; iç birliğini sağlamış insanların, bu esasları insanlara ulaştırması, bu yolda karşılaşacak engelleri ortak öngörü ve çözümlerle ortadan kaldırmasıdır. Kendi aralarında birlikteliklerini tamamlayamamış insanların mücadelesi, birbiriyle çekişme şeklinde olacaktır.

Hangi esaslar üzere kurulduğu, nerede başlayıp bittiği belli olmayan, Celâleddin-i Rûmî’nin ‘vahdet’ anlayışına sahip olanlar; insanların İslami mücadelede sermayeleri mesabesinde olan zaman ve enerjilerini şeriatın ve aklın kabul etmeyeceği bir mecrada heba etmektedirler.

Allah Rasûlü (sav) şöyle buyurmaktadır: “Saflarınızı düzeltiniz, omuzlarınızı ve ayaklarınızı birleştiriniz. Saflarda ihtilaf etmeyiniz (düzensiz saf tutmayın). Allah kalplerinize ihtilaf verir.” [109]

Ayakların ihtilafını dahi kabul etmeyen İslam’ın, inanç ve metot ihtilafı yaşayan insanları tek safta kabul etmesi mümkün değildir. [110]

4. İnanç ve metot konusunda tüm yapıların şeffaf ve samimi olması İslami bir zorunluluktur. Kulluk sadakat üzere kuruludur. Onun bir parçası olan cemaatleşme ve mücadele de böyle olmalıdır. Hitap ettiği kitleye kendini tüm açıklığıyla tanıtmalı ve beraberlik bunun üzerine kurulmalıdır. Aksi hâlde bu beraberlik İslami beraberliğin temeli olan sadakat üzere değil, aldatma üzere olacaktır.

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun.” [111]

“Bizi aldatan bizden değildir...” [112]

Böylece bir cemaat çatısı altında toplananlar da, o yapıda yer almayanlar da bunu basiret üzere gerçekleştirmiş olurlar.

5. Cemaatin işleyişi üç esas üzeredir: Yönetim, menhec ve tabiler. Yönetimin şekli, karar alma mekanizması, yönetimin tatbikinden sorumlu olduğu ve gidişatın kendine göre muhasebe edilebileceği metot ve etba hukukunun belirlenmiş olması gerekir.

Bazı cemaatler tek emir yönetimini, bazısı istişare ve kurul/heyet yönetimini, kimisi daha farklı yönetim biçimlerini tercih etmekte serbesttir. Bu, zamanın ve ihtiyaçların durumuna göre belirlenebilir.

Kanaatimiz; tek yönetici ve her işin kendine has istişare metoduyla yapıldığı çalışmaların daha verimli olduğu yönündedir. Allah (cc) en doğrusunu bilir.

6. Cemaatte en önemli husus, uyum ve itaattir. Cemaatin her kademesinde harç vazifesi gören ‘itaat ve uyum’ bozulduğunda ise, cemaat sadece isimden ibaret olur. Allah Rasûlü (sav) Muaz bin Cebel ve Ebu Musa el-Eş’ari’yi (r.anhuma) Yemen’e yolladığında:

“Müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Kolaylaştırın, zorlaştırmayın. Uyum içerisinde olun, ihtilaf etmeyin.” [113] buyurmuştur.

7. Hiçbir cemaat, ümmet kimliğinin önüne geçmemelidir. Bizler öncelikli olarak İslam ümmetinin ferdi, sonra içinde bulunduğumuz cemaat veya İslami yapının bireyleriyiz. Cemaat kimliği ümmet kimliğinin önüne geçtiğinde yapı, ümmeti bölen bir fırkaya dönüşür.

“Şüphe yok ki bu sizin ümmetiniz tek bir ümmettir. Sizin Rabbiniz de benim. O hâlde yalnız bana ibadet edin.” [114]

8. Cemaatlerin yaptıkları çalışmaya uygun isim almalarında belli şartlar çerçevesinde bir beis olmadığına inanırız. Bu şartlar; şeriatın yasakladığı veya çirkin kabul ettiği isimlerden olmaması ve İslam ümmetinin bir parçası olduğu gerçeğinin unutulmamasıdır.

9. Cemaatimizin misyonu; Kelime-i Tevhid’in içeriği olan Allah’a kulluk ve Rasûlü’ne ittiba meselesine insanları davet etmektir. Tevhid ve Sünnet’in gerekliliği, anlaşılması, insanlığa ulaştırılmasını misyon edindiğimizden, Cemaatimizin ismi; Tevhid ve Sünnet Cemaati’dir.

10. Cemaatimizdeki yönlendirme ve işleyiş gönüllük esasına bağlı olduğundan nasihat ve irşad şeklindedir.

11. Cemaatimizin resmi yayın organı, ‘tevhiddergisi ve tevhiddersleri’ web siteleridir. Tevhid Medresesi öğrencilerinin ve değerli hocalarımızın emeğiyle hazırlanan dergimiz ve davet faaliyetlerimizin yayınlandığı ‘tevhiddersleri’ web sitemiz asli yayın organlarımızdır. ‘tevhiddergisi ve tevhiddersleri’ web adreslerinde bizimle irtibatlı görülen adres ve sosyal medya hesapları cemaate ait olup, bunun dışında paylaşımlar yayınlayan adreslerle İslam kardeşliği dışında bir ilişkimiz bulunmamaktadır. Kitap çalışmalarımız Furkan Basım ve Yayınevi tarafından yayımlanmaktadır.

12. Tevhid Dergisi’nde yayınlanan başyazılar, cemaatin bülteni olup; akidevî, siyasî, ahlaki vesair konularda cemaatin düşüncesini yansıtmaktadır.

13. Cemaatimiz yapılanmasında örgütsel hiyerarşiyi benimsememekte, İslam’ın itaat ve edep anlayışıyla hareket edilmektedir. Evladın ebeveynine, öğrencinin hocasına, küçüğün büyüğe, askerin komutana bağlılığı, saygı ve sevgisiyle yoğrulmuş gönüllülük esasına dayalı itaat biçimini öngörmektedir. Kişilere dayatmayla değil, sorumluluk ve kulluk bilinciyle bu ahlakın kazandırılması gerekir. Allah Rasûlü’nün (sav) eğitim metodu bunu göstermektedir. Bu esasların tamamı cemaatimizin yayınladığı ‘Sorumluluk Serisi’ kitaplarında tafsilatıyla anlatılmıştır.

14. Cemaatimizin yaptığı eğitim faaliyetlerinin amacı:

a. Şahısların İslam akidesini öğrenip, toplumun üzerinde olduğu cahiliyeden tevbe ederek Allah’a teslim olması.

b. İslam’ın ahlaki değerlerinin öğrenilmesi ve bunların amelî boyutunun hayata geçirilmesi.

c. Sosyal faaliyetlerle Müslümanların kaynaşması ve hem cemaat içerisinde hem de cemaat dışındaki Müslümanlarla İslam kardeşliği esasına dayalı bir ilişki tesis etmek.

15. Cemaatimizin en önemli misyonu; ilme yatkın gençlerin ‘Tevhid Medresesi’ bünyesinde ilim talebesi, birer davetçi olmasını sağlamaktır. Bunlardan ilimde ilerlemeye müsait olanların temel ilimleri aldıktan sonra önlerinin açılması ve belli bir yılla sınırlandırılmadan eğitim görmeleri için program oluşturmaktır.

İlim talebinde temel olarak okutulan metinler:

• Sarf İlmi: Emsile, Bina, Maksud

• Nahiv İlmi: Tuhfetu’s Seniyye, Kırk Hadis’in Pratik İ’rabı, Katru’n Neda Şerhi, Katru’n Neda ayet ve şiirlerinin tafsilatlı i’rabı, Kavaidu’l İ’rab, Elfiyyetu İbni Malik

• Pratik Arapça: ‘El-Arabiyyetu Beyne Yedeyk’ Serisi

• Usulu’l Fıkıh: Teshilu’t Turukat Varakat Nazmı; İrşadu’l Fuhul

• Mustalahu’l Hadis: Beykuniyye Şerhi, Nuzhetu’n Nezar fi Tavdih-i Nuhbetu’l Fiker

• Ulumu’l Kur’an: Menzumetu’z Zemzemi, Mukaddime fi Usuli’t Tefsir

• Fıkıh: Umdetu’l Ahkam, Mulahhasu’l Fıkhi (Mulahhasu’l Fıkhi kitabının yanında Buluğu’l Meram babları)

• Akide: Tüm Rasûllerin Ortak Daveti, Usulu’s Selâse, Kavaidu’l Erba’, El-Veciz, Akidetu’l Vasitiyye, Kitabu’t Tevhid, Keşfu’ş Şubuhat, El-Kavaidu’l Musla, uygulamalı olarak Tedmuriyye ve Hamaviyye

• Hadis: 40 Hadis, Sahih-i Buhari (Öncelikli olarak Fıkıh babları dışında kalan bölümler)

• Tefsir: Umdetu’t Tefsir[115]

16. Davet, ilim ve yapılanma yönündeki tüm çalışmalarımız, ümmetin bir diğer yarısı ve İslam mücadelesinin onlarsız olmayacağı Müslüman bayanlar için de geçerlidir.

17. Cemaatte aktif görev alma:

a. Cemaatin tüm çalışmaları cemaatle olsun ya da olmasın tüm insanlara açıktır. Faaliyetlerimiz kayıt altına alınmakta ve tüm Müslümanlarla paylaşılmaktadır.

b. Bu faaliyetlere düzenli katılan, öncelikle tevhidî sonra ahlaki öğretileri hayatına geçiren Müslümanlar istedikleri takdirde görev alabilir, cemaatin işleyişinde aktif olabilirler.

c. Asgarî sınır; itikadi ve menhecî hiç bir ayrılığın olmaması, cemaatin ahlak ilkeleri olarak öğrettiği itaat, uyum, fedakarlık, ağırbaşlılık, edep ve adab-ı muaşeret kurallarına uymak, nasihate açık olmak ve sözün en güzeline kulak verip tabi olmaktır.

d. Cemaatte bulunma gönüllülük esasına dayalıdır. Cemaatin çalışmalarında sürekli bulunan ve bu maddeleri hayatına geçiren kardeşlerimizin böyle bir talebi olması durumunda gönüllülük esasına dayanarak cemaate iştirak edebilir, çalışmalarında kardeşlerine yardımcı olabilir.

e. Cemaate katılım gönüllülük esasına dayalı olduğu gibi, cemaatten ayrılma da böyledir. İlişkisini kesmek ya da aktif olduğu pozisyondan pasif bir katılımcı konumuna dönmek isteyenlere ne maddî ne de manevî bir yaptırım uygulanmasının doğru olmadığına inanıyoruz.

f. Ayrılan insanlar itikadını ve İslam ahlakını muhafaza ettiği müddetçe onu kardeş bilir, vefa hukukunun gereği ile muamele ederiz. Akidesinde ya da ahlakında bozulma olur, Müslüman kardeşleri aleyhine konuşup onların hukukunu muhafaza etmezse onunla ilişkimizi keser ve yapımızdan uzak tutarız. Buna karar verecek olan, ilim adamlarıdır.

g. Bir Müslüman gönüllü olarak cemaatten ayrılabileceği gibi, akidevî/menhecî/ahlaki problemlerden dolayı cemaatten uzaklaştırılması da mümkündür.

18. Müslüman kadınların, cemaat içerisindeki bir ferdin eşi olması nedeniyle değil, öz kimlik ve şahsiyetleri ile bilinçli tercih ve varlıklarıyla İslami mücadelede bulunmaları gerektiğine inanıyoruz. Allah Rasûlü (sav) döneminde kadınları, hizmet etmeleri ve hicret-cihad gibi en zorlu durumlarda dahi birey olarak iştirakleri onlara yol göstermelidir. Cahiliyeden tevarüs etmiş ‘kadının konumu’na dair vahye uymayan anlayışlarımızı değiştirmeliyiz.

19. Her Müslüman bir İslam davetçisidir. Allah Rasûlü’nün (sav) “Benden bir ayet dahi olsa insanlara ulaştırın” emri gereği bildiğini insanlara ulaştırmalıdır. Davet kapısının dışında kalan fıkhi, siyasî, cemaatler arası münasebet konularında sadece ehil olan insanlar konuşmalıdır. Bu da davet merkezlerinde soru sorulan insanların ehil olanlara yönlendirilmesiyle mümkündür.

Amacımız; tüm kardeşlerimizi bilinçlendirmek ve İslami meselelerde şümullü bir eğitim programı uygulamaktır. Bilinç ve bilmek ayrı, temsiliyet ise ayrı şeylerdir. Dinin sabiteleri/değişmezleri hususunda herkes konuşabilir. ‘Namaz farzdır, şirk en büyük günahtır, Allah’tan başkasına el açıp yalvarmak şirktir’ gibi. Müteğayyirattan/değişken olan meseleler kapsayıcı bilgi, basiretli tahlil, vakıa ve şahsın durumunu anlama üzerine bina edildiğinden ancak yetkili kimseler tarafından yerine getirilebilir.

20. Cemaat içinde bulunan akidevî, ahlaki ve İslami şahsiyete yönelik programlarda sebat eden, bunları hayatına geçiren, çalışmaya aktif destek veren kardeşlerimizin öneri ve şikayetlerini önemser, meseleleri onlarla istişare sonucunda hayata geçiririz.

21. Cemaatimizin İslam’a davet anlayışı, yukarıdaki akide bölümünde belirtilen Tevhid ve Sünnet esaslarının açık, şeffaf ve net bir uslüpla kitlelere ulaştırılmasıdır. Bunun için birebir daveti esas görmekle birlikte, davetin insanlara ulaşması için şer’i olarak meşru olan tüm yöntemleri kullanmanın gerekliliğine inanırız. Yazılı, sözlü ve görüntülü medya araçlarını da davetimizde aktif olarak kullanırız.

22. İçinde yaşadığımız ülkede Diyanet İşleri’nin fonksiyonu ve İslam’a verdiği zararlardan dolayı resmiyete tabi camilerin Mescid-i Dırar olduğuna inanıyoruz. Tevbe Suresi 107. ayetin [116] mevcut mescidlere intibak konusu ictihadi bir konudur. Bizler; Müslümanların içinde Allah’ın ayetlerinin okunduğu, müminlerin arındığı ve kitabın hikmetle öğretildiği, takva üzere kurulu mescidlerin inşaasını zaruret olarak görüyoruz.

23. Cemaatimizin eğitim müfredatı olarak uygun gördüğü kitaplar liste hâlinde ‘tevhiddersleri.net’ adresinde yayınlanmıştır.[117]

24. Akide ve menhecimizi belirlerken dayanağımız muhkem naslardır. Davetimizi muhkem naslar üzerine kurar, insanları bu ayetlerle İslam’a davet ederiz.

“Sana kitabı indiren O’dur. O’ndan bir kısım ayetler muhkemdir. Bunlar kitabın anasıdır. Diğer bir kısmı da müteşabihtir. Ama kalbinde eğrilik bulunanlar, sırf fitne aramak ve onu te’vil etmeye kalkışmak için onun müteşabih olanına uyarlar. Halbuki onun (müteşabih ayetlerin) te’vilini Allah’tan başkası bilemez. İlimde derinleşmiş olanlar ise: ‘Biz ona inandık hepsi Rabbimiz nezdindendir’ derler. Olgun akıllılardan başkası ibretle düşünemez.” [118]

Muhkem; Kur’an’da çokça zikredilen, tek bir anlama gelen, kalbi eğri olanların üzerinde tasarruf edemeyeceği naslardır.

25. Müteşabih kapsamında değerlendirilen naslar ayakların kayabileceği, kalplerin eğrilebileceği, zihinlerin bulanabileceğı bir mecradır. Allah’ın (cc) imtihan için kitabına yerleştirdiği bu ayetler davetimizde gündeme getirilmemekte, başkaları tarafından gündeme getirildiği takdirde ise;

a. Asıl olanın muhkem nasları okuyup, müteşabihlere cevap vermeden ‘İnandık, hepsi Rabbimizdendir’ demek olduğuna,

b. Şayet ehliyet sahibi ilim adamları hakkın ihkakı ve batılın iptali babından cevap verirse bunun hayır olacağına,

c. Gereksiz bir gündem oluşacaksa bu şüphelere cevap vermeden yüz çevirmenin gerekliliğine inanırız.

Şüpheler şeytan merkezlidir. Şeytanın, dostlarının dilinden konuşması ve muvahhidlerin zihinlerini bulandırma çabasıdır. Şüpheler sahabe döneminde de vuku bulmuş, vahiy bu şüphelere cevap vermeden sadece muhkem hükümleri hatırlatmakla yetinmiştir.

Müşrikler; ‘Allah bir hayvanı altın kılıcıyla kesip öldürüyor. Buna leş/meyte deyip yemiyorsunuz. Kendi boğazladığınız hayvanlarıysa helal diye yiyorsunuz. Sizin elinizle ölen helal, Allah’ın eli ile ölen haram mı oluyor?’ dediler. Bu şüphe Müslümanların kafasını karıştırdı. Allah (cc) buna cevap vermek yerine muhkem ayetle belirtilen hükmü tekrar indirdi.

“Üzerine Allah’ın adı anılmayanlardan yemeyin. Çünkü o elbetteki bir fısktır. Gerçekten şeytanlar, sizinle mücadele etmeleri için kendi dostlarına telkinde bulunurlar. Eğer onlara itaat ederseniz elbette siz de müşrikler olursunuz.” [119]

Burada cemaatlere bir ilke öğretilmektedir. Şüphelerin cevabında asıl olan muhkem hükümleri okumaktır.

26. Davetlerini var olan her şüpheye cevap üzerine kuranlar, cevap veremedikleri şeytanî şüpheler karşısında itikadlarında şüpheye düşer; şeytanın, dostlarına her fısıldamasıyla istikametlerini bozarlar.

27. Akide ve Menhecimizin esaslarında ve insanları bu esaslara davette, alimlerin görüşlerini kullanmayız. Bu uslübun yanlış olduğu ve daha büyük bir şerre kapı araladığına inanırız. İslam tarihi her türlü fikri taşımış ‘alim’ ünvanlı insanlarla doludur. Siz, inancınızı belli bir zümrenin görüşlerine bina ettiğinizde, bir başkası ‘Bu da alim’ diyerek tam zıddı bir şeyi İslam diye kabul edebiliyor. Vakıada yaşanan mevcut sorunların çoğunun alim görüşü ve fetvalarının çarpıştırılmasından kaynaklandığına inanıyoruz.

Alim bir şahsiyetin geçmişte yaşamış olması onun görüşlerini değerli kılmaz. Üç asır sonra gelecek nesiller için geçmişin alimleri(!) bugünün saray mollaları ve dalalet önderleri olacaktır. Geçmiş ve içinde yaşayanlar, kıyamete kadar tek ölçü olan ve sadece kendisinden hesaba çekileceğimiz Kur’an ve Sünnet’e arz olmalıdır.

28. İslami mücadelenin tek alana hapsedilip, diğer alanların inkar edilmesi ve küçümsenmesi İslam mücadelesinin ilerlemesinin önündeki en ciddi engellerdendir. İslami mücadelenin genel ünvanı Allah yolunda cihad etmektir. Bu bazen Allah yolunda savaşarak, bazen İslam’ı anlatarak, bazen yaşayıp örnek olarak ya da mal ile İslami çalışmaya destek vererek olur.

“O hâlde kafirlere itaat etme. Bu Kur’an’la onlara karşı büyük bir cihadla cihad et.” [120]

Bu ayet, insanları Kur’an hakikatlerine davet etmenin Allah yolunda cihad olduğunu anlatmaktadır.

“Şüphesiz Allah, müminlerden canlarını ve mallarını -onlara cenneti vermek karşılığında- satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşır öldürür ve öldürülürler. Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da yerine getirmeyi taahhüt ettiği hak vaaddir. Allah’tan daha çok ahdini kim yerine getirebilir ki? O hâlde yapmış olduğunuz bu alışverişe sevinin. En büyük kurtuluş işte budur!” [121]

Bu ayet, Allah yolunda savaşmanın ve mal infak etmenin cennet karşılığı olan cihad olduğunu anlatmaktadır.

Allah Rasûlü (sav) şöyle buyurdu:

“Müşriklerle canlarınızla, mallarınızla ve dillerinizle mücadele ediniz.” [122]

Tevhid ve Sünnet Cemaati olarak bizler, insanları dil ile İslam’a davet edip, Tevhidi ve Sünnet hakikatlerini açıkça beyan etmeyi misyon edinen bir davet cemaatiyiz.

29. Dünyada hangi sahada olursa olsun Tevhid ve Sünnet mücadelesi veren tüm Müslümanlar bizim kardeşlerimizdir. İslam kardeşliği hukukunun gereğiyle onlara muamele eder ve onları severiz. Varlıklarıyla memnun olur, Allah’ın dinine hizmet eden her yapının, İslam’ın ve Müslümanların faydasına olduğuna inanırız. Bununla beraber İslami sahada mücadele eden hiçbir yapıyla İslam kardeşliği dışında bir ilişki ve beraberliğimiz yoktur.

30. Müslümanların vahdeti, onların tek bir ümmet olup aynı akideyi paylaşmaları ve ila-i kelimetullah için mücadele vermeleridir. Aynı hedefe hizmet ettiklerinden her biri kardeşini dava yükünün bir tarafını tutan olarak görmeli, farklı çatılar altında hizmet ediyor oluşlarını rekabet ve çekişme vesilesi görmemelidirler.

Vahdeti bedensel ve cemaatsel birliktelik olarak görmenin zaman, mekan ve şartlar açısından çok mümkün olmadığına inanmaktayız. Esaslarda birlik ve amelde yardımlaşma şeklindeki bir vahdetin daha gerçekçi ve uygulanabilir olduğu kanaatindeyiz.

31. Tevhid ve Sünnet esaslarında birleşmiş ve bu mübarek davetin yeryüzünde yayılması için mücadele eden farklı cemaatlerin varlığı Müslümanlar için faydalıdır.

Farklı metot ve değişik hizmet alanlarında uzmanlaşmayla daha kapsayıcı ve daha fazla insanı muhatap alacak bir çalışma alanı oluşacaktır. Yeter ki birbirinden haberdar ve birbiriyle yardımlaşacak bilinç oluşsun.

32. Cihad; namazın, zekatın, orucun ve bilinen farzların farz olduğu gibi Allah’ın müminler üzerindeki farzlarındandır. Sahada var olan cihadî cemaatlerin akide ve menhecini tasvip etmiyor oluşumuz, cemaatlere yönelik bir tutumdur, cihad kavramına yönelik değildir. Cihadî gruplara yaptığımız eleştiriyi cihad düşmanı olarak algılayan zihniyetin hastalıklı bir zihniyet olduğuna inanıyoruz.

Tevhid ve Sünnet Cemaati olarak bazı tasarruflarımızdan dolayı bizleri eleştiren bir Müslüman kardeşimizin İslami daveti ya da emr-i bi’l maruf müessesesini inkar etmiş olacağını düşünmediğimiz gibi, bizim eleştirilerimizin de cihadı inkar olarak algılanmaması gerektiğine inanırız. İslami kavram ve müesseseler ayrı, onları icra ettiğini savunan cemaatler ayrıdır. İslam’ın hiçbir kavramı bir yapı ya da cemaatin tekelinde olamaz, olmamalıdır da.

33. Afganistan işgaliyle başlayan, Irak’la devam eden, Suriye, Libya, Mısır ve hâlihazırda Yemen’deki gelişmelerin dikkatle izlenmesi gerektiğine, bölgelerin karışmasının İslami hareketlere bir fayda sağlamadığına, insanlara davet yapılamadığı gibi cihadın da sağlıklı yürümediğine inanıyoruz. Allah Rasûlü (sav) atacağı adımları ve süreçleri kendi belirler, çerçevesi onun (sav) tarafından belirlenmiş bir sahada mücadele ederdi. Bunun için müşriklerin tahrik ve tazyiklerine göre değil, kendi öngörüsüyle merhale başlatır veya sonlandırırdı. Vakıanın ve ona uygun merhalelerin tesbitinin içtihadi olduğunun bilincindeyiz. Güç ve kudrete bağlanmış bir çok şer’i sorumlulukta her yapının anlayışının farklı olduğu ve bu anlayışa göre bir süreç yaşayacağı malumdur. Bu sebepten tercihimiz olan merhale tespitini mutlaklaştırmıyor ve içtihadi olduğuna, Müslümanların bu tip konularda birbirlerine anlayışla yaklaşmaları gerektiğine inanıyoruz.

34. İslami faaliyetlerimizi asrımızın en karışık bölgesi olan Ortadoğu’da yürüttüğümüz gerçekliğiyle karşı karşıyayız. İstihbarat servislerinin at koşturduğu, küresel tuğyanın hesaplar yaptığı ve bizim dilimizle konuşan, bizim cildimizden olan devşirmelerin bu tuğyana destek verdiği bir gerçektir. Grup ve birey ilişkilerinde, yapılan faaliyet ve amellerde bunun gözetilmesinin zaruri olduğuna inanıyoruz.

Bu durumun Müslümanı sorumluluklarından alıkoyması, komplo teorileriyle kendi dışındaki tüm grupları yaftalaması veya her hareketliliği küresel tuğyana bağlayıp onlara adetâ ilahi bir vasıf iliştirilmesini itikadi bir hastalık olarak görüyoruz. Bölge gerçeklerine göz yumup, selamet yurdunda faaliyet gösteriyormuş gibi davrananların gevşeklik ve yüzeysellikle malûl olduğuna inanıyoruz.

35. Müslümanların vazifesi, Allah’a (cc) kulluk edip insanları O’na kulluğa davet etmek ve bu uğurda karşılaştıkları zorluklara sabır göstermektir. Buna mukabil Allah’ın vaadi, onları yeryüzünde halife kılıp temkin/güç vermektir.

“Allah içinizden iman edip salih amel işleyenlere va’d etti ki: ‘Onlardan öncekileri halife yaptığı gibi, -andolsun ki- onları da muhakkak yeryüzünde halife kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini onlar için iktidar yapacak, önceki korkularını güvene çevirecektir.’ (Böylece) onlar bana hiçbir şeyi ortak/şirk koşmaksızın ibadet etsinler. Bundan sonra artık kim kafir olursa, onlar fasıkların ta kendileridir.” [123]

Kişiler ve yapılar kendi vazifelerini bir kenara bırakıp Allah’ın vaadi olan kısmı hayatlarının tek gayesi yapmamalıdırlar. Bu durumda gösterilen acelecilik ve olgunlaşmamış şartlara rağmen girişim, istenilenin elde edilememesine hatta elde olanın da zayi olmasına sebep olmaktadır.

36. İslam ümmetinin tarihi, şeref ve övgü tarihidir. Tarihimize sahip çıkar, ondan istifade ederiz. Tarih ve tarihi vakıaların delil olmadığını biliriz. Tarihi vakaların hadis ilminin metodolojisiyle sahih ve sahih olmayan ayrımına tabi tutulmasını ve sahih rivayetlerin Kur’an ve Sünnet’e muhalif olmadıkça bir değerinin olması gerektiğine inanırız. Tarihte yaşanmış hiçbir hâdise Kitap’tan bir ayet ya da Nebi’den (sav) bir hadis muamelesi görmemelidir.

37. Tarihte yaşamış büyük İslami şahsiyetler hakkında hüsn-ü zannımızı korur, onlar için hayır temennisinde bulunuruz. Allah Rasûlü (sav) dışında hiçbir şahsiyetin hüccet olmadığına, sözlerinin ve fiillerinin vahye arzedilmesi zorunluluğuna inanırız. Alimlere tabi olma, onları sevme ve saygı ayrı bir şey, onları mutlak otorite kabul edip Peygamber seviyesine çıkarmak ayrı bir şeydir.

38. Tarihte yaşamış ve mezhepleri günümüze ulaşmış olan dört mezhep imamını, mezhepleri bizlere ulaşmamış olan müçtehidleri seviyor, rahmetle anıyor, İslam fıkhını kolaylaştırıp disipline ettikleri için onları hayırla yad ediyoruz.

39. İçtihad kapısı kıyamete kadar açıktır. İlmî altyapıyı oluşturan insanların vakıanın gereklerini göz önünde bulundurup içtihad etmesi bir zorunluluktur. Ne içtihad ne de ilmin makam ve mertebeleri, tarihte yaşamış belli bir zümreye aittir. Bu, Allah’ın fazlıdır. Allah (cc) fazlını dilediğine verir.

40. Fıkhi/amelî konuda İslam tarihinde iki uygulama öne çıkmaktadır:

a. Avamın, kendi bölgelerinde yaşayan ilim adamına sorup fıkhi yükümlülüklerini öğrenmesi ve yaşaması...

Soru sorulan şahsın değişmesi ve yeni olanın farklı tercihlerinin olması avama zarar vermez. Allah Rasûlü (sav) ashabını belirli bölgelere yollar, sonra onları değiştirirdi. Sahabelerin fıkhi konularda farklı eğilimlere sahip olduğu malumdur.

b. Disipline edilmiş, verdiği fetva ve hükümler yazılmış müçtehid bir imamın mezhebine uymak ve onun dışına çıkmamaktır.

Bizler yapı olarak birincisini tercih etmekle beraber ikinci uygulamanın da meşru olduğuna inanıyoruz. Bizlerin karşı olduğu sabit bir mezhebe uymak değil; mezhebi, din hâline getirip fanatiklik/taassup göstermektir. Farklı mezhepten birinin arkasında namaz kılmayacak, onlarla evlenmenin doğru olmadığına inanacak, Allah Rasûlü’nün (sav), mezhebe uymayan sünnetine ‘Ya mensuhtur ya tevil edilmiş ya da zayıftır’ diyecek kadar mutâssıplaşmaktır, karşı olduğumuz.

41. Bir bütün olarak çalışmalarımızın ana hedefi:

• Her şeyiyle İslam’a adanıp, hizmet ehli olacak Müslümanların tespiti, eğitimi ve yönlendirilmesi.

• Türkiye Müslümanlarının tevhidî duyarlılıkları nedeniyle sıkıntı yaşadıkları eğitim meselesinin çözümüne katkı.

• Tevhid ve Sünnet hakikatlerini Türkiye’nin en ücra köşesine ulaştırıncaya dek programlı ve belli bir plan dahilinde ilerleme.

• Davetin yayılması için meşru araçların tümünü profesyonel ve müstakil kullanacak hâle gelme.

• Farklı dillere yaptığımız çeviri kitap ve terceme derslerle başta Avrupa olmak üzere davetin tüm dünya halklarına ulaşmasına katkı.

• Aynı akideyi paylaştığımız Müslümanlarla ortak çalışma zeminleri oluşturup ‘Tek Ümmet’ olma, yardımlaşma ve çekişmeme buyruklarını pratize etme.

• İnanç anlamında yakın olduğumuz kesimlerle bir araya gelip nasihatleşme ve eksiklerimizi giderme.

• Allah’ın (cc) bu uğurda takdir ettiği merhalelere sabır gösterip kenetlenme ve Müslümanların geride kalan emanetlerine sahip çıkma.

Tevhid Dergisi Radyo Tevhid Tevhidi Gündem